Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Bazı festival veya etkinlikler vardır; biter, geride sadece fotoğraflar kalır. Bazıları ise bittiğinde aslında yeni bir şeyin başladığını hissedersiniz. Şanlıurfa’da düzenlenen TEKNOFEST benim için tam olarak böyle bir deneyim oldu. Beş gün boyunca festival alanındaydım. Ve açık söyleyeyim: Bu sadece bir teknoloji festivali değildi bence.
Bu, Güneydoğu’nun çocuklarının, gençlerinin ve ailelerinin geleceğe dair hayallerinin görünür hale geldiği büyük bir buluşmaydı.
Alan olağanüstü yoğundu.
Kalabalık, heyecan, teknoloji, gençler, çocuklar, aileler…
İnsanın bir noktadan diğerine ulaşmasının bile zaman aldığı, ancak buna rağmen insanların yüzündeki heyecanın hiç azalmadığı beş gün yaşadık.
Şanlıurfa'nın sıcaklığına bir de TEKNOFEST'in enerjisi eklenince ortaya gerçekten unutulmaz görüntüler çıktı.
Bir akademisyen olarak yıllardır öğrencilerle, gençlerle ve üniversite dünyasıyla iç içeyim.
Gençlerin geleceğe dair beklentilerini yakından görüyorum.
Fakat TEKNOFEST'te farklı bir şey gördüm.
Bir çocuğun bir roketi incelerken gözlerindeki merak…
Bir gencin teknoloji yarışmalarını izlerken kurduğu hayal…
Bir ailenin çocuklarıyla birlikte stantları dolaşması…
Bunlar küçük görüntüler gibi görünebilir.
Ama aslında büyük dönüşümlerin başlangıcıdır.
Çünkü bir çocuğun “Ben de bunu yapabilirim” demesi, bazen bir ülkenin teknoloji hikâyesinin ilk cümlesidir.
Bu nedenle TEKNOFEST'i yalnızca yarışmalar, hava gösterileri veya teknoloji stantlarından ibaret görmek büyük bir eksiklik olur.
Burada asıl mesele, geleceğin insan kaynağını yetiştirmek ve gençlere hayal kurabilecekleri bir alan açmaktır.
Bu festivalin benim için bir başka anlamı daha vardı.
Çocuklarımla birlikte bu atmosferi yaşadım.
Onların heyecanını görmek, bir şeyleri merak ederek sormalarını dinlemek, kimi zaman bir teknoloji aracının başında uzun uzun beklemelerini izlemek benim için belki de festivalin en güzel tarafıydı.
Bir akademisyen olarak gençlerin geleceğini düşünürken, bir baba olarak çocuklarımın geleceğini düşünüyordum.
Ve ikisini aynı anda düşününce insanın aklına şu soru geliyor: Biz çocuklarımıza nasıl bir gelecek bırakacağız?
Cevabın önemli bir kısmı burada yatıyor.
Onlara sadece iyi okullar bırakmak yetmez.
Onlara merak edecekleri, üretecekleri, teknoloji geliştirecekleri ve dünyayla rekabet edebilecekleri bir gelecek vizyonu da bırakmamız gerekiyor.
TEKNOFEST'in en değerli taraflarından biri de bunu çocuklara ve gençlere hissettirmesi.
Şanlıurfa'da gördüğümüz bu yoğunluk aslında çok daha büyük bir potansiyelin işareti.
Bu tür organizasyonların yalnızca belli merkezlerde değil, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun farklı şehirlerinde de düzenli olarak yapılması, bölgesel kalkınmaya önemli katkılar sağlayabilir.
Düşünün…
Diyarbakır'da büyük bir teknoloji buluşması.
Mardin'de kültür ve teknoloji festivali.
Van'da yapay zekâ ve savunma teknolojileri etkinliği.
Gaziantep'te sanayi ve teknoloji buluşması.
Batman'da enerji ve girişimcilik festivali.
Şırnak'ta enerji, lojistik ve sınır ticareti teknolojileri organizasyonu…
Bunlar yalnızca etkinlik olmaz.
Şehirlerin ekonomik ve sosyal hareketliliğini artıran yeni çekim merkezleri oluşturabilir.
Otelinden restoranına, ulaşımından perakende sektörüne kadar şehir ekonomisinin birçok alanına canlılık getirebilir.
Daha önemlisi, bölgedeki gençlere “Benim şehrimde de büyük işler yapılabilir” duygusunu verebilir.
Kalkınmayı çoğu zaman yollar, fabrikalar, hastaneler ve altyapı yatırımları üzerinden konuşuyoruz.
Elbette bunlar önemli.
Ama 21. yüzyılda kalkınmanın başka bir boyutu daha var: İnsanların hayal kurabilmesi.
Bir şehirde gençler geleceğini o şehirde görmeye başlıyorsa, orada çok önemli bir kalkınma dinamiği oluşuyor demektir.
TEKNOFEST'in Güneydoğu açısından bana göre en önemli taraflarından biri tam olarak bu.
Çocuklara ve gençlere şunu söylüyor: “Dünyanın teknolojisini sadece tüketmek zorunda değilsin. Sen de üretebilirsin.” Bu cümle, herhangi bir ekonomik teşvikten çok daha uzun vadeli sonuçlar doğurabilir. Beş gün boyunca Şanlıurfa'nın başka bir yüzünü de gördük.
Farklı şehirlerden gelen insanlar…
Çocuklarıyla festival alanına koşan aileler…
Gençlerin bitmek bilmeyen enerjisi…
Teknolojiye duyulan merak…
Gökyüzündeki gösteriler…
Stantlardaki yoğunluk…
Ve her yerde hissedilen o büyük heyecan…
Bütün bunlar Güneydoğu'nun yalnızca geçmişiyle değil, geleceğiyle de konuşulması gereken bir bölge olduğunu bir kez daha gösterdi.
Urfa'nın tarihi binlerce yıl öncesine gidiyor.
Ama bu beş gün boyunca başka bir şey gördük: Urfa geleceğe de bakabiliyor.
TEKNOFEST sona erdi.
Alan boşalacak.
Stantlar kaldırılacak.
Misafirler şehirlerine dönecek.
Ama geride çok önemli bir soru kalacak:
Bu beş günlük heyecanı nasıl kalıcı bir bölgesel kalkınma enerjisine dönüştüreceğiz?
Bence asıl mesele burada.
Çünkü bir festival beş gün sürer.
Ama o festivalde kurulan bir hayal elli yıl sürebilir.
Bir çocuk orada gördüğü bir teknoloji aracından etkilenip mühendis olabilir.
Bir genç bir girişim fikri geliştirebilir.
Bir öğrenci üniversitede teknoloji alanına yönelebilir.
Bir şehir yeni yatırımlar çekebilir.
Ve belki de yıllar sonra bugün o festival alanında dolaşan çocuklardan biri, Türkiye'nin gelecekteki teknoloji hikâyesini yazan isimlerden biri olabilir.
İşte bu nedenle Şanlıurfa'daki TEKNOFEST'i yalnızca beş günlük bir organizasyon olarak görmemek gerekiyor.
Ben beş gün boyunca oradaydım.
Çocuklarımla birlikte gezdim, izledim, heyecanlandım.
Ve festival bittiğinde aklımda tek bir düşünce kaldı:
Güneydoğu'nun çocukları geleceğe sadece seyirci olarak bakmak istemiyor. Onlar o geleceğin içinde olmak istiyor.
Şimdi yapılması gereken, bu enerjiyi korumak.
Şanlıurfa'da yakılan bu heyecanı Diyarbakır'a, Mardin'e, Van'a, Batman'a, Şırnak'a, Gaziantep'e ve bölgenin bütün şehirlerine taşımak.
Çünkü teknoloji yalnızca laboratuvarlarda geliştirilmez.
Bazen bir festival alanında, binlerce çocuğun gözlerindeki ışıltıyla başlar.
Ve belki de Şanlıurfa'da gökyüzüne yükselen sadece uçaklar, roketler ve teknoloji araçları değildi. Bir bölgenin geleceğe dair hayalleri de yükseldi.
